Geçmiş Zaman Olur ki…

Kategoriler: Yemek defteri | Yorum Yok

Unutkanlığa çörekotu iyi gelirmiş. Elçin’in muhteşem tuzlu kekinin tarifine geçmeden evvel çörekotu tavsiyesi yapmayı uygun gördüm, en başta kendime.. Aylardır arşivde düzenlenip yayınlanmayı bekliyormuş bu tarif, şimdi farkettim. “Geçmiş zaman olur ki” çünkü geçmiş vakitlere ait bu tarif. O günü benimle yaşayanlar hatırlayacaktır. Aylardan Aralık’tı sanırım. Havanın soğukluğuna tezat, sımsıcak kılmıştı evimi güzel misafirlerim. Benim de onlara ufak tefek sürprizlerim olmuştu, “kına günü” kabilinden. Yeni bir başlık altında hint kınası maceralarımı anlatmayı düşünüyorum. Şimdi Elçin’in tuzlu kekinin tarifine geçiyorum:

1su bardağı yoğurt

1 su bardağı yağ (yarı zeytinyağı, yarı ayçiçek yağı)

1 paket kabartma tozu

2 yumurta (bir tanesinin sarısı üzeri için ayrılacak)

aldığı kadar un

Tüm malzeme bir araya getirilip yoğurulur. Hamur açar gibi inceltilir. İçerisine istenilen malzeme konur (peynir, lor, maydanoz, salam vs.) Üzeri diğer bir parçayla kapatılır. Üzerine yumurta sürülür, susam yada çörekotu serpilir. Bu şekilde yapıldığında elde açılmış börek tadında oluyor. Keteyi de andırıyor. Aynı hamura poğaça şekli de verilebilir.

Afiyet olsun..

   

 

dualar ve aminler

Kategoriler: Çeşni | Yorum Yok

Mevlâna en çok Şems’i mi sevdi bilmiyorum, ama sevgi gücü yuvarlandıkça büyüyen bir kartopu gibidir. Günler geçtikçe büyüyen ve sonunda Allah’ın kucağına düşecek olan kocaman bir çığ. Kartoplarımızı tez zamanda sana kavuşacak olan devasa çığ kitleleri eyle ya Rab! Amin!

Sevgi, kanat olur insana, o kanatlarla yaklaşılır Allah’a. Kanatlarımızı kocaman kocaman eyle Ya Rab! Amin!

 

Aşk, bir konsantrasyon. Durduğu yerde insanı, önce bir insana, sonra da Allah’a götüren bir yolculuk. Yolumuz açık eyle. Ya Rab! Amin!

 

Namaz, lisan-ı hâl ile şükürden baka nedir ki?
Ayakta durabiliyorum, şükür.

Eğilebiliyorum, şükür.

Secdeme kapanabiliyorum, şükür.

Kalkabiliyorum, şükür.

Şükür, şükür, şükür.

Bizi şükr’ünde daim et.

Amin!

Ümit Meriç/’Dualar ve Aminler’ 

 

kebelek..

Kategoriler: Çeşni | Yorum Yok

Umuda dair şarkılar çalmalı radyo, şu vakitler…

lili

Kategoriler: Çeşni | Yorum Yok

Lili,take another walk out of your fake world
please put all the drugs out of your hand
you’ll see that you can breath without not back up
some much stuff you got to understand

for every step in any walk
any town of any thought
i’ll be your guide

for every street of any scene
any place you’ve never been
i’ll be your guide

lili,you know there’s still a place for people like us
the same blood runs in every hand
you see its not the wings that makes the angel
just have to move the bats out of your head

for every step in any walk
any town of any thought
i’ll be your guide

for every street of any scene
any place you’ve never been
i’ll be your guide

lili,easy as a kiss we’ll find an answer
put all your fears back in the shade
don’t become a ghost without no colour
cause you’re the best paint life ever made
 

طريق

Kategoriler: Çeşni | Yorum Yok

yolun neresindesin? başında. hep öyle denir; daha yolun başındayım. yolun sonunun hiç gelmeyeceği düşünüldüğünden. çünkü yolun sonu görünmezdir.belki de görmezden gelinir. ama yol her halükarda güzeldir. yollar güzel görünür bana. varacağım yer önemsizdir. yola çıkmaktır her an hayalim. mümkünse karayolu, mümkünse bir otobüs yada trenle. göre göre gitmeliyim, geçtiğim toprakları. sarı-yeşil tarlalarını halıya benzetmeliyim trakya’mın. ağaçlarının rüzgardaki hışırtısını hissetmeliyim balkanlar’ımın. kadınlar görmeliyim komşuya giden, çocuklar görmeliyim koşuşturan, küçük köylerin kasabaların sokaklarında. ve hissetmeliyim herşeyi, düşünerek yol almalıyım. o an canlı olmalı, şuurum açık olmalı. saniyelerce sessiz kalıp düşünmeliyim gördüklerimi ve saatlerce yanımdaki canlar’la muhasebesini yapmalıyım günün, görülenlerin. ve sonra dönmeliyim istanbul’uma. bazen beklediğim, bazen de kaçınılmaz sondur bu dönüşler. ama dönüş her zaman kesin dönüş değildir, bir parçamı gittiğim biryerlerde bıraktığım da olur mütemadiyen. sonra o parçayı istiklal’de ararım prizren köftecisinde. bulunur mu, muamma, belki bir nebze.

bir otobüs dolusu gitmeliyim, bu sefer doğuya.. hiç bilmediğim topraklara. çorak vadilerden geçmeliyim, dağlar bayırlar aşmalıyım. sonra orası sarıp sarmalamalı beni. o parçayı da buralarda aramalıyım sonra… otobüse cesaretimiz yoksa bir kuşla gitmeli biryerlere… kutsal topraklara belki… oralarda duyduğum kokuyu, bir ecnebi memleketinde fakat Arap mahallesinde soluduğumda ise, hüngür hüngür ağlamak gelir içimden. ortama uymaz, yapamam. hiçbir uhrevilik sezemesemde Edgware Road’da Lübnanlılar’ın kafayı bulduğu barların, Arap gençlerinin nargile içtiği cafelerin yanından geçerken, birden 10 adım ilerde bir dükkanda bulurum Medine’ye has o güzel kokuları.. Alır başımı giderim bir anda biryerlere. Tayyi mekan denir mi buna bilinmez.. Muhtemelen de verilemez, benim yaptığım hiçbirşeye, evliyaullah’a mahsus isimler… Ama öyledir işte; bir anda insana dedirtir ki “keşke dönüş biletim İstanbul’a olmayaydı”… 

hiçbiryere ait olamamaktan mıdır bu gitme arayışları, yoksa heryerin sana ait olmasından mı? bana kalırsa, heryeri sahiplenmekten gelir, bu gitme isteğinin kökeni. gidebildiğim heryer benimdir, bense hiçbiryerin… “neresi sıla bize, neresi gurbet, yollar bize memleket”    

üç yol…

Kategoriler: Çeşni | Yorum Yok

“Her halükarda üç yol vardır; ‘pislik’, ‘temizlik’, ‘hiçlik’. Bu üç yol insanın ayakları altına serilmiştir. Sen anlamsız bir kelime, vasıfsız bir varlıksın. Hiçsin, bu yolun ağzında durmuşsun. Durdukça hiçsin, durduğun için hiçsin, birini seçip yola koyuluyorsun, yolunu seçmekle kendini seçiyorsun, anlam kazanıyorsun.” Ali Şeriati

huni

Kategoriler: Çeşni | 1 Yorum

uzun süre yazmamanın acısını üstüste yazılmış satırlar gibi aklından bir anda geçen düşünceler şekilde tıkır tıkır yazıp dökmek normal insanlara mahsus bir özellik değildir muhakkak. bir insana kırk defa deli dersen deli olurmuş orası da ayrı. önceden de defalarca söylediğim gibi kafanızda bir huni varsa herşey çok daha kolaylaşacaktır. “deliyim” bitti. bu kadar, 3 hecede olay çözümleniyor. “delidir, ne yapsa yeridir”in verdiği özgürlüğü başka hiçbir şeyin vermesi mümkün değil bu prangalar aleminde.  “gideceğim”, gidemezsin. “kalacağım”, o da olmaz. binlerce fiil sayabilirim şuan, faili olamadığım, olamayacağım. yazmak bile özgür olduğum bir alan değil henüz. evde sağa sola saçılmış küçük kağıtlara, eski defterlere çirkin yazımla yazdığım yazılardan bahsetmiyorum. şuanki meselem bu blog. kısıtlıyor beni. eş dost var. okuyor. açıyor telefonu “iyi misin?” diyor. “iyiyim diyorum, seni sormalı?” ilk “nasılsın”a “kötüyüm be” dediğim hiç olmadı bugüne kadar. bir dost var okuduğunda bilir kendini.  bazen dialoglarımız şöyle gelişir; “nasılsın?” “iyiyim, hamdolsun” “eyvallah”.. araya birsürü, milyon tane günlük hayat zırvası soktuktan sonra ikinci “nasılsın” gelir ki ondan kaçmak mümkün değildir. o sorunun cevabı da ya “iyiyim yahu, ne sorup duruyosun” olur yada “ühüüüüa” şeklinde bir girişin ardından sıralanan milyar tane suni dert. “dostluk; dostuna nasılsın demeden onun kalbinin içinde kalbini gezdirerek dostunun nasıl olduğunu anlamakmış.” anlaşılır da o cidden. 5dakika içinde, yüzüne bakar ve “iyi misin sen” gelir. “değilim ya,değilim. sana da mı rol yapacağım” dersin ve huni başa geçirilir. yakışıyor da Allah için, güzeliz ya.

ne dinlerse onu söylermiş beşer. ne okursa onu yazar. ne görürse öyle gözükür, vesaire vesaire.. demem şu ki; ne yapıyorsak kendimiz yapıyoruz. dellendin mi, kibarcası psikolojin mi bozuk, ha dön bir bak kendine, ne yaptın kendine son zamanlarda. ne ekersen onu biçersin.miş. dengesizleştin mi, bir bak bakalım, neler yapıyorsun son zamanlarda. uyku düzenine atom bombası atmadıysan, saçma sapan şarkılar dinlemiyorsan, acaip şeyler okumuyorsan, gereksiz şeylere kafayı takmıyorsan, deliliğe gel gel davetiyesi çıkarmadıysan, e neden o zaman bu delilik. ama esas mesele şu ki; deliliğe övgü olmuş hayat felsefen. “normal insanlardan çıkmıyor bu müthiş işler” diyorsun ve tamamdır; bahanesi bulundu bu hal ve gidişin…

birmahsunmorzambak

Kategoriler: Çeşni | 1 Yorum

nesne

Kategoriler: Çeşni | 2 Yorumlar

Üzerimizdeki kara bulutları görüyor musun Esperanza? dedi

Üzerimize baktım kara bulut göremedim

Etrafıma bakındım, Esperanza göremedim

Yeni bir tür müsün yoksa sen de primattan mı geldin? dedim

Yok ben okuldan geldim, dedi

Çok da belli olmuyordu okuldan geldiği ya, neyse

Siyah önlük beyaz yakayı çıkardı çıkaralı nereden nereye geldiğini kestiremiyordum artık

Bir kamera gördük

El salladık

Nereden başlayacağımızı bilemedik

Demokrasi yok mu desek, dedik

Yoksa hükümete mi küfretsek

Acaba muhalefete mi yüklenmeliydik?

Yoksa Darwin’e selam mı çakmalıydık

Ardından Mesnevi geldi aklımıza, onun içini boşalttık kendi içimiz gibi

Sonra teröre lanet okuduk;

Teröre lanet okumak ırkçılıkla olur sandık

Biraz da başörtüsü zulmünden bahsettik

Sonra mankenden oyuncu olmaz dedik

Hepsini yaparken ezberden konuştuk

Doğaçlama yapamıyorduk çünkü

Çünkü bilmiyorduk

Cahildik; toyluğumuzdan değil

Okumadığımız kitaplar bizi Şebek Romanı’nın nesnesi haline getirecekti er yada geç

Ona bile özne olamayacaktık, nesnelikti rolümüz

Bile bile lades…

 

masal

Kategoriler: Çeşni | Yorum Yok

aslında olmadığını en iyi anladığım an “oldu” dediğim andı

ve “var” dediğim anda “yok”olmuştu balkabağından yapılma at arabam

ayakkabımı düşürdüğüm an ise fareler çoktan düşmüşlerdi kavalcının peşine

masallar aslında sana anlatıldığı hal üzre yaşanmamıştı.

“masal yaşanır mı hiç? adı üzerinde, masal” dediğin an ise;

anlamıştım senin Selahaddin Eyyubi olmadığını

olmadığını anlamıştım da günün birinde olamayacağına ermemişti aklım

aklım almamıştı insanın, isterse eğer, kahraman olamayacağını

ve olmayı istemeyeceğini ise düşünmemiştim bile.

sonra çizmeli kedi çıkıp gelmişti yıllardır saklandığı ecza dolabından

sarı pelerinini savurarak anlatmıştı yıldan yıla geçirdikleri dönüşümü

haykıramamıştım ”boşuna savurma pelerinini, o eski heybetin yok artık” diye

varsın tadını çıkarsındı, çocukluk günlerimin hatrına..

o anlattıkça ben anlamıştım isyan bayrakları açan mantığıma rağmen

“biz” demişti, “taassuba esir olduk sene be sene”

“çizilenin dışına çıkarsak unufak oluruz sandık” demişti bana

ve nihayetinde de çıkamadınız o hücreden dışarı

orada çürümeye mahkumsunuz artık, demiştim ona

çocukluğumun hatırı bile engel olamamıştı çizmeli kedi’yle ipleri koparmama

o gün bu gündür harikalar diyarı’na uğramıyorum artık..