içimdeki çocuk

Çeşni 1 Comment

Çocukların olmadığı bir dünya düşünemiyorum. Bir “büyükler”, bir de çocuklar var bakıp da feyz alınması gereken.. Teyzemle, apartmanda ne kadar çocuk varsa peşimize takıp teravihe gidiyoruz 3-4 akşamdır. Talep çocuklardan geldi. Hazırlıklar öğlenden başlıyor. Başörtülerini, eteklerini hazırlıyorlar. Akşam olunca, “başımı senin gibi ört” diyor 3ü de.. Moda akımı gibi. “Yaşınız küçük” diyorum, “bu sıcakta böyle bağlaman şart değil, daha gevşek rahat birşey yapsak?” Biz sıcaklamayız, diyorlar. Düşüyoruz, hoplaya zıplaya cami yoluna.. Garip bakan insanlar oluyor, maneviyatı yüksek çocuklar yetiştirmeye çalışmak zor zanaat bu devirde çünkü… Ama talep kızlardan geliyor, zorlama yok bizde.

Sonra camiye giriyoruz. Şimdi ne diyecektik diyorlar her seferinde. Niyet ediliyor, namaz başlayınca bir heyecan.. Telaşla kapanıyorlar secdeye, telaşla kalkıyorlar, imama yetişme telaşı.. Beni de sarıyor onların heyecanı, telaşı.. İftar üzeri insanın üstüne çöken rehavet-uyuşukluktan eser kalmıyor onların o halini gördüğümde. 10 yaşında bir kız çocuğu oluyorum aniden, uzun gelen namaz eteğine basa basa namaz kılan…

Allahım! İçimizdeki çocuğun ölmesine izin verme… Amin…

misunderstood

Çeşni 3 Comments

2 gündür saçma bir haldeyim. Ağlama konusuna takıldım kaldım nedense. Yani insan hiç mi ağlamaz, ağlayamaz. Şükür halime, Allah ağlatmasın, ağlayacak birşey yok demekki diyorum ama garip değil mi bu hal? Son 6 ay içinde, en son ne zaman ağladığımı düşünüyorum -öyle iki damla yaş değil- hüngür hüngür.. Yok, hatırlayamıyorum. Üzüldüğüm şeyler oldu tabii ama gözyaşı namına birşey yok.

Film izlesem diyorum. Duygusal, içli birşeyler.. En son ağladığım film, Başka Dilde Aşk’tı. Nazan’la gitmiştik o filme, her ne kadar pek hatırlamasa da benimle gittiğini.. Neyse filmin bir sürü duygusal sahnesi vardı. Ağlasan ağlarsın yani. Bir yerinde babası, çocuğunu konuşamadığı-duyamadığı için aşağılıyor falan, ben orada bir başladım, şıpır şıpır ağlıyorum, burnum akıyor bir yandan. Sanırsın ömrüm boyunca anamdan babamdan dayak yemişim, kötü anılarım depreşmiş falan.. Nazan döndü bana, “noluyo ağlıyor musun” falan dedi.  Yok dedim nezleyim gribim bilmiyor musun.. Göz nezlesi hele en sevdiğim sığınaktır bu tarz ağlamaları maskelemek için.. Fakat çok da fazla ihtiyacım olmuyor, istatistiklere göre bugüne kadar izlediğim 100 filmden 1ine ağlayabildiğim için. Sonuç olarak film izlemenin ağlama sorunuma çözüm olmayacağını biliyorum.

Tabi konu baştan aşağı abuk. Ağlamam gerektiğini düşünüyorum. Studio plastico klibi izledim, bunu düşündüm; DHW izledim, bunu düşündüm; mutfakta tarçın kalmamış, bunu düşündüm… Ama sonuç yok çünkü olaylar alakasız…

Hasılı kelam Alper doğru söylemiş:

“Ağlamanın bir kadın için her daim ulaşılmaya çalışılır bir ruh durumu olduğuna inancım tamdı.”

kişiyeözel

Çeşni 2 Comments

Tarih 11 Haziran 2010, perşembeden cumaya geçtiğimiz vakitler…

Bu gecenin anısına olsun bunlar da İskender Pala ve Murathan Mungan’dan…

“Seven,kendisini sevilende yok edince sevilenin kimliğine bürünür.”

“Aslında giden değil kalandır terkeden. Giden de bu yüzden gitmiştir zaten.”
Önce O’nun kimliğine bürünürüz, buraya kadar bir sorun yok.. Fakat ya sonrası.. Hiçbir zaman sonrasının olmamasını dileriz. O, hep var olsun, hep yanı başımızda dursun.. Ama olmaz işte, vardır illa bir sebep o’nun gitmesini gerektiren.. İşte, sonrasında hangi kimliğe bürüneceğini şaşırırsın, doluya koyarsın almaz, boşa koyarsın dolmaz… Ne giyeceğini şaşırırsın; kış günü sandalet, yaz günü kazak giymeye kalkarsın….
Kalan terkedense eğer, gitme demediği için midir bu terketmeler…
Yanlışın var ablam, sorsaydın eğer gitme derdim defaatle..
Çünkü buralar pek bir yetim kaldı sensiz..
Üzülesin diye yazmadım ben bunları; bil ki pijamaların hala dolabımda, iki uçak arası aktarmada yolun İstanbul’a düştüğü vakit serilecektir yine kırmızı halılar.. : )
Bu da sana özel olsun. Seninle bana özel.
Ve bir de tüm gidenlerin anısına… : )

güzelin ömrü kısa olurmuş..

Çeşni 1 Comment

Bitki, hayvan ve insan kuralları diye birşey varmış. Yani bu bir sıralama.. Bitkiyi ayakta tutabilirsen, hayvan bakmaya geçiyorsun bla bla… Tabi bu sadece avcı-toplayıcı toplumlara özgü birşey değil. Daha derin bir manası var, alkol bağımlılığı tedavisinde falan da kullanılıyormuş. Yani buradaki bitki-hayvan-insan 3lemesi, kademeleri temsil ediyor. Bitki kısmında ağaç falan yetiştiriyorsun. İlerleme kaydettikçe işte, ıvır zıvır..

Herneyse, konumuza dönelim..

Az önce mutfak balkonuma bir bakayım dedim. Perdeyi açtım ve camın içerisinde korkunç bir görüntü bekliyormuş beni! Yaklaşık 1 ay önce, eve gelişini davul zurnayla kutladığım, taze nane oleyy diye diye toprağına metal bir kelebek bile sapladığım, zaman zaman koparıp limonataya-çaya-çorbaya kattığım taze naneler artık yeterince “taze” değildi. Herhalde çarşıda pazarda satılan naneleri de dalındayken kurutuyorlardır dedim, avundum falan…

Bir de, bakamayacağın otun saksısını süslemek de ne oluyor. Kelebek serpiştireceğine, su versene dedim kendi kendime…

Ama iyimser olmak her zaman gerekli; ya otun yerinde kedi falan olaydı, kuruyup kalaydı..

S.N:  İnsan kademesine geldiğimdeyse, bebek falan bakacağımı sanmayın, kendime bakmayı öğreneceğim, tekrar yemek yapmaya falan başlarım muhtemelen…

lolipop

Çeşni 2 Comments

1453 yıl daha yaşasam bile, dostlarımdan daha değerli bir “birikim”e sahip olamayacağımı biliyorum.. Ailem hep benimleydi zaten, onlar birikim değil, hep varolan sermayemdi.. Sonradan gelecek olanlar hakkında da bir yorum yapamam, çoluk çocuk vesaire.. Emin değilim onların ne tür genler taşıyacağından.. Herneyse dostlara dönecek olursak, farklı farklı mecralardan, her gün farklı mutluluklar yaşamama sebep olan birçok dostum var,  dertleştiğim-dertlerini dinlediğim-eğlendiğim-ağlaştığımız falan filan, tek tek sayamam herşeyi bir yazıda elbette..

Fakat şu enstantane günümü şenlendirmeye yetti de arttı bile.. Sabah uyanıyorsunuz ve kapıda kadife kutu içerisinde muhteşem bir yüzükle bir dost.. Yüzük de Bosnia-Herzegovina menşeli.. Ha gönül isterdi ki kapıda elinde o yüzükle Emira ablamızın erkek kardeşi falan olsun fakat benim yaşadığım da yeterince romantikti bence.. : )

Hasıl-ı kelam, yayında ve yapımda emeği geçen herkese teşekkürler.. Elinde yüzükle kapıya dayananlara, sabaha kadar çay-kahve-muhabbet üçlüsüyle bana eşlik edenlere, çok uykusu olmasına rağmen gecenin 3ünde mezdeke açıp yatağının tepesine çıkıp tepinmeme ses çıkarmayanlara, ve daha birçok aklıma gelen- gelmeyen burada anlatabileceğim-anlatamayacağım -lere -lara -lere -lara…

Veda yazısı gibi oldu sanırım.. Evet, bu doğru, bir süreliğine aranızdan ayrılma kararı aldım…

P.S   Şaka lan şaka!!

uyku

Çeşni No Comments

kardeşimle gazze’ye dair bir şey konuşurken,

uyur görünen en küçük kardeşim gözlerini açtı.
“ben dün çok dua ettim onlara” dedi.
“yine et ablacım” dedim.
“öyle çok uykum var ki, bu gece sen dua etsen benim yerime..”
————-
(cast ekibi: dünyanın en sevilesi 4 kızından 3ü)

olduğukadar

Çeşni No Comments

Alışkanlıklar daima korkutur beni.
Düşünki ben yaşamaya bile alışkın değilim.

I

Çeşni No Comments

“modern benlik; hurdalar, dogmalar, çocukluk acıları, gazete makaleleri, rastgele sözler, eski filmler, küçük zaferler, nefret ettiğimiz ve sevdiğimiz insanlardan oluşturduğumuz, sallantılı bir binadır”

salman rüşdi

(ç)alıntı

Çeşni No Comments

bağırıp duruyorum denizin ortasında,
su buradan ne kadar uzakta…?

akıloyunları

Çeşni No Comments

“Genelde anlayış ne kadar genişse, aldanma da o kadar geniştir; daha zeki olan, daha az akıllıdır.”

Orwell/Bin Dokuz Yüz Seksen Dört

Doğru mudur? Doğrudur.

Züğürt tesellisi midir? Olabilir.

« Previous Entries